SESMİR/Ökmen: Cari dengedeki bozulma süreci 2021 yılının ikinci yarısına kadar devam edecektir

SESMİR/Ökmen: Cari dengedeki bozulma süreci 2021 yılının ikinci yarısına kadar devam edecektir

SESMİR/Ökmen: Cari dengedeki bozulma süreci 2021 yılının ikinci yarısına kadar devam edecektir

SESMİR Başkanı Orhan Ökmen, YEP ile ilgili değerlendirmede bulundu.

Ökmen’in değerlendirmeleri şöyle:

– Cari dengedeki bozulma süreci 2021 yılının ikinci yarısına kadar devam edecektir: Artan ithalatı, turizmin çökmesi ve kredi artışları nedeniyle cari dengedeki bozulma sürecinin 2021 yılının ikinci yarısına kadarki dönemlerde de devam edecek olması, Türkiye ekonomisinin kredi risk düzeyini tekrar artırmaktadır.

– Altın ithalatının ve kredi ivmelenmesinin normal seyrine indirilmesi ve Aktif Rasyosu’nun tamamen iptal edilmesi halinde, 2021 ortalarına kadar cari açığın risk boyutu ancak azalabilecektir.

– Türkiye ekonomisi turizm alanındaki kayıplarını 2021 yılının tamamında önemli ölçüde telafi etmiş olacaktır: Pandeminin etki gücünün 2021 yılının ikinci yarısından itibaren oldukça zayıflayacağı varsayımıyla Türkiye ekonomisi Turizm alanındaki kayıplarını 2021 yılının tamamında önemli ölçüde telafi edecektir.

– YEP’in hedefleri arasında bileşim ve fonksiyon uyumsuzlukları bulunmaktadır. Uyumsuzluk özellikle sermaye stoku realiteleri ile öngörülen büyüme ilişkileri, büyüme ile cari açık öngörüleri arasında çok daha bariz söz konusudur. Ayrıca güncel piyasa döviz kurlarıyla öngörüler kurlar arasında hem uzak hem de yakın ufuklu yanlışlıklar çok net ortadadır.

– Yatırım bütçelerinin ertelenme gerekçelerinin ortadan kaldırılmasına ve yatırımcıların ikna edilmesine ilişkin yönlendirici mekanizma içeriklerine YEP’te yer verilmemiştir: Türkiye ekonomisinin 2020 yılının tamamında %0,3 büyüme sağlayabilmesi için son iki çeyrekte en az %3,2 büyüme sağlaması gerekiyor. Net dış ticaret ekonomik büyümeyi desteklemediğine göre ve yine yatırım harcamaları belirsiz sürelerle ertelenmiş olduğuna göre sadece iç tüketim ve kamu harcamalarıyla böyle bir büyümenin sağlanması ekonomiyi aşırı ısındırıp kırılganlığını artıracaktır. Yatırım bütçelerinin ertelenme gerekçelerini sağlayan sebeplerin yok edilmesi öncelikli olmalıdır.

– Ekonomik politika setlerinde köklü paradigma değişikliği olmadan, gelecek 3 ya da 4 yılda tek haneli enflasyon öngörüsü Türkiye için gerçekçi değildir: Artan döviz kurları nedeniyle üretim ve arz maliyetlerinin gecikmeli de olsa daha da artacağı beklentisine YEP’te yer verilmeyerek arz yönlü artışlarla enflasyonun düşürüleceğinin öngörülüyor olması bir zafiyettir.

– Gelecek zaman serilerinin sebep-sonuç ilişki algoritmaları üretilmeden, öngörülen işsizlik oranlarının realizasyon olasılıklarının, istatistik açısından bilimsel bir değeri bulunmamaktadır: Öngörülen İşsizlik oranlarının olasılığını test edecek veri setine YEP’te yer verilmediği için istatistiksel bir değeri bulunmamaktadır.

Ancak, 2018 yılından bu yana işgücü arzında ve bilumum istihdam alanında ortaya çıkan bozulmaların telafi edilmesi için YEP’te öngörülen büyüme hedefleri yeterli değildir. Zira, YEP’te öngörülen bu büyüme oranlarının realizasyonu halinde dahi işsizlik oranları %15 den aşağı düşmeyecektir. Türkiye ekonomisinin istihdam bozulmalarını telafi edebilmek için her yıl ortalama olarak en az %6-8 arasında bir ekonomik büyüme göstermesi gerekir.

– Faiz enflasyon ilişkisindeki genel kabul görmüş literatür tanımlamalarının dışındaki bir anlayış ışığında kurgulanan YEP, ekonomik politikalarda negatif faiz uygulamalarına bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynen devam edileceği sinyalini vermektedir. Oysa pozitif reel faiz olmadan TL’nin değeri savunulamaz. “

– Küresel düzeyde düsen faiz oranları, artan likidite ve kolaylaşan dış finansman şartlarının sunduğu fırsatlardan yararlanma yollarını açacak herhangi bir reform önerisi YEP’te yer almamaktadır. Oysa dış tasarruflara erişim zorlukları varken ekonomik büyüme kaynak yetersizliğine takılacaktır.

– Yatırım ve Harcamalarda kamusal tasarruf, talep soğutulması gibi makro ihtiyati tedbirler YEP’te yer almamıştır: Döviz talebinin yükselmesi halinde faiz oranlarının artırılacağı, iç talebin ısıtılmaması gerektiğini, kamu kesiminin tasarrufa gideceğini ve sosyal sorumluluklar hariç tüm alanlarda kamusal yatırım harcamalarını kısacağını, kamunun dış borçlanma programını YEP içermemektedir.

– Arz yönlü engeller, normalleşme sürecinde ortadan kalkması mümkün olsa dahi, TL’nin değeri korunmadan, Türkiye ekonomisi enflasyon sarmalından çıkamayacaktır.

– KMV’nin ve TL Mevduatlara ilişkin MSIGV’nin düşürülmesi, TL varlıkların korunması için önemli bir başlangıç olmuştur.

– Ancak, MSIGV’nde TL mevduat sahibi mudilerin lehine yapılan indirim, bankalar tarafından yapılan faiz ayarlamalarıyla kendi lehlerine ikame edilip dengelenmesi, vergi indirimi düzenlemesinden beklenen makro yararı ortadan kaldırmaktadır.

– Para tabanının azaltılması ve TL yatırımcılarının varlıklarındaki erime sürecinin durdurulmasına ilişkin önlemler devreye alınmadan normalleşmeden bahsedilemez: Normalleşmenin en önemli iki adımı, artmış olan para tabanının tekrar eski seviyesine getirilmesi ve TL yatırımcılarının karşılaştıkları eriyen varlıklarının korunmasıdır. Oysa YEP te böyle bir politika bulunmamaktadır. Politika faizinin artırılmış olmasına rağmen mevcut TL faiz oranları, TL yatırımcılarını korumaktan uzaktır.

– Artan döviz kurlarının birincil etkisi fiyat istikrarını bozuyor olmasıdır: Türkiye ekonomisinin dışsatıma konu mallarının fiyat elastikiyetinin, dış alıma konu mallarının fiyat elastikiyetinden daha katı olması ve pandeminin turizmi sınırlaması nedeniyle bu konjonktürde Döviz kurlarının artışı rekabet avantajı sağlamıyor, tam tersi anapara kayıplarına ve enflasyona sebebiyet veriyor.

-iDeal Haber Merkezi-

Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir