Mart ayı enflasyonda zirve olacak mı? Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir değerlendirdi

Mart ayı enflasyonda zirve olacak mı? Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir değerlendirdi

Mart ayı enflasyonda zirve olacak mı? Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir değerlendirdi

Investing.com – 2020’de döviz kurunda yaşanan yükselişin enflasyona etkileri devam ederken Mart ayında ise kur, rekor sonrası en yüksek seviyeleri gördüğü için enflasyonun Nisan ayında yılın en yüksek seviyesine çıkması bekleniyor. Nisan verisinde kur etkisini net görebilmek için Mart ayı TÜFE değişimini yakından izlemek gerekiyor.

Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir ile Mart ayı enflasyon beklentisi, yıl sonu tahmini, enflasyonda düşüş sağlayabilecek uygulamaları ve tarımsal üretimi konuştuğumuz röportajımız:

Kasım ayında yaşadığımız rekor kur seviyelerinden öte aslında Kasım öncesi itibarıyla denge seviyelerinin maliyetler üzerinde önemli olduğunu düşünüyorum. Kasımda TCMB Başkanı Uysal’ın görevden alınması ve Hazine ve Maliye Bakanlığında yapılan değişiklik öncesinde dolar 7,5 TL civarında bir denge seviyesinde idi. Bu da yılbaşına göre TL’nin %30’a yakın değer kaybetmesi anlamına geliyordu. Üretici maliyetine o dönemden itibaren yansıyan maliyet aslında biraz buradan kaynaklandı. Kasımda TCMB’nin faiz kararının sonrasında ise dolarda denge seviyesi 7 TL’nin biraz altında oluşmuştu. Ciddi bir süre de bu şekilde seyretti. Kurdaki bu düşüşün etkisini çok kısmi bir şekilde üretici endekslerinde şubat ayında görmeye başlamıştık. Hem Hizmet-ÜFE hem de Tarım-ÜFE’de yıllık artışlar yavaşlama sinyalleri vermeye başlamıştı. Ancak mart ayında yaşadığımız değişim ile beraber görünen o ki üreticiler ithal girdi maliyetlerinde yine %15 civarında bir artışla karşılaşmak durumunda kaldılar. Kurda en düşük bu seviyede kalıcı olacağımız varsayımıyla bakarsak fiyatlarda olmasa da fiyat artış hızında bir yavaşlama görmek mümkün olabilir. Ancak kur bu seviyede dengelense dahi haziran ayına kadar fiyat artış hızlarındaki yavaşlamanın terse döneceği ve yeniden enflasyonda %18’leri görebileceğimizi söyleyebilirim. Benim beklentim de TÜİK’in Mart’ta yıllık %16’nın biraz altında yıllık enflasyon açıklayacağı yönünde. Ancak daha sonraki aylarda hem aylık hem de yıllık enflasyonun %18’e doğru gideceğini tahmin ediyorum.

Şubat ayında gıda enflasyonu %18,40 olarak açıklandı. Aylık olarak ise %2,57’lik bir artış gördük fiyatlarda. Giyim ve diğer mal ve hizmetlerdeki fiyatlardaki düşüş, şubat ayı enflasyonunun daha yüksek çıkmasını engellemişti. Bu kez gıda fiyatlarının aylık artışında bir yavaşlama göreceğiz. Spesifik olarak bir ürün söylemek zor. Ancak gıda dışında geçtiğimiz ay mevsim değişimi nedeniyle giyim ve ayakkabı kaleminde yaşanan düşüş yeni sezon ürünlerin çıkması ile tersine dönecektir. O tarafta aylık bazda artış olması oldukça muhtemel.

Türkiye’de döviz kurlarında denge fiyatları çok kısa vadeli ve politik meselelerden çok etkilenmesi nedeniyle öngörülmesi oldukça güç oluyor. Enflasyondaki kur geçişkenliği de en önemli sorunlarımızın başında geliyor. Merkez Bankasının yıl sonu enflasyon hedefi %9,7 seviyesinde. Önümüzdeki birkaç ay içerisinde fiyatlarda yaşanacak artış ile %18’leri göreceğimizi ifade etmiştim. Eğer kurda başka ataklar ve mevcut seviyelerin daha üzerinde denge fiyatları oluşursa yıl sonu Merkez Bankası hedefinin çok uzağında bir enflasyon ile karşı karşıya kalabiliriz. Bir de tabii özellikle ABD ve AB’de enflasyon endişelerinin de yıl sonuna doğru bugüne göre daha yüksek olacağını tahmin edebiliriz. Tüm bunlarla birlikte hem bu yılki %9,7 hedefi hem de takip eden yıllar için %5 hedefinin bugünkü şartlarla baktığımızda mümkün olmadığını söylemeliyim. Yıl sonunda iyimser ihtimalle %14 civarında bir enflasyon, kötümser bir olasılıkla da %20 civarında bir enflasyona sahip olabiliriz.

Eğer kurda kalıcı bir düşüş yaşamazsak, ki görüntü yaşamayacağımız yönünde, önümüzdeki üç ay içerisinde %18’lere doğru çıkan bir enflasyon rakamı görebiliriz.

Özellikle kurdaki ataklar devam ettiği sürece hem tüketicinin enflasyon beklentilerini hem de üreticinin ithal girdi maliyet yükünü olumlu yönde değiştirmek mümkün olmuyor. Sayın Ağbal döneminde bu konuda alınan önlemler bir miktar etkisini martta gösterecek gibi görünüyordu. Ancak süreç şimdi yeniden başa dönmüş gibi görünüyor. Kur politikasında ülke risklerinin artması ve öngörülebilirliğin düşmesi en başta enflasyonda bize pahalıya mal olacak gibi görünüyor. Atılacak adımların temelde risklerin azaltılması ve öngörülebilirliğin arttırılması temelinde olması gerekiyor. Ancak son TCMB Başkanı değişikliği bu noktada ciddi bir sorun oldu!

Maliye politikası tarafında ise pandemi etkisinin hâlâ devam ediyor olması daraltıcı uygulamaları zorlaştırıyor. Geçtiğimiz yıl pandemi çıkmadan önce ilk iki ayda 14,1 milyar TL fazla veren bütçe bu yılın ilk iki ayında 1 milyar TL’ye yakın açık verdi. Pandemi koşullarında bir miktar enflasyondan feragat edip sosyal transferleri arttırmak gerekiyordu. Bunu da yapabilmiş değiliz. Faizdeki artış ve bütçedeki faiz yükünün yüksekliği elimizde bu manevrayı yapacak alanı da bırakmış değil.

Bence sorunun kendisi cevabı da veriyor. Tarımsal üretim sadece bugünün değil, belki de önümüzdeki 10-15 yıllık sürecin en temel konularından biri olacak. Dünyada iklim değişikliği başta olmak üzere gıda fiyatlarını zorlayacak birçok farklı sorunla karşı karşıyayız. Bu noktada asıl mesele üreticiyi kırsal alanda tutabilecek, üretimin sürekliliğini sağlayacak adımların atılması. Maalesef bu konu da neredeyse son üç yıldır her enflasyon rakamı açıklandığında gündeme gelen ve buna rağmen bir türlü çözülemeyen bir mesele. Hükümetin bu konuda ekonomik reform paketinde açıkladığı unsurların bir kısmı yetersiz bir kısmı da içeriği belli olmadığı için ne ölçüde çözüm üretebilme olanağı sunacak bilmiyoruz. Yıllardır konuştuğumuz, aciliyetinin altını çizdiğimiz Hal Yasası’nı dahi 31 Aralık 2021 tarihine kadar halledilecek işler arasına koyulmuş. Bu şartlarda durumu tersine çevirmek pek kolay olmayacak. 

Destekler gecikmeli veriliyor. Dinamik ve üretimi teşvik eden yeni bir yöntemi geliştirmemiz lazım. Daha önceki soruda da söylediğim gibi tarımsal üretimi özendirecek ve sürekli hale getirecek destek mekanizmaları olmadan, üzerine bir de çiftçinin iklimde yaşanan dalgalanmalara karşı gerekli donanıma sahip olmadığı bir süreç olduğunda sorunu çözemez hale geliyoruz. Belirli dönemlerde belirli ürünlerde yaşanan arz daralması da fiyatlarda hızlı artışlara neden oluyor. Buradaki dalgalanmalara karşı planlar yapılması, teknolojinin üretimde ve üretimin planlamasında daha fazla kullanılması, bu araçlar çerçevesinde üreticinin desteklenmesi sağlanmalı. Aksi takdirde üretim yok dediğimiz tarımda daha çok boşa giden ürün görmek durumunda kalabiliriz. Tarımda teknoloji ile birlikte planlamanın ve desteklerin buna göre organize edilmesinin önemi her geçen gün daha da artacak. Şimdiden bu yatırımları yapmazsak maalesef daha çok ürünün üretimindeki daralma ve ithalata yönelinmesi ve yine daha birçok ürünün para etmediği için çöpe gitmesi sorununu yaşarız.

* 5 Nisan Pazartesi 10.00’da açıklanacak.

Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir